New Post
sabah namazına uyandırdığında genelde And every day my confusion grows cümlesinde uyanırdım,
…
bu da böyle bir anı.
VI
”
İyileşmiş gibi görünürlerdi, hatta bir bakıma iyileşirlerdi de; melankolik durumları hafiflerdi; bir kez daha yer, içer ve gülerlerdi. Ama bu iyileşme aslında ümitsizlikten kaçmanın yolunu artık bulduklarını gösterirdi:
Ölüme kaçış.
…
Neysen o ol.”
boyut
o kadar kötüsünüz ki, evet sizi mutsuz edebilecek kadar mutlu olan insanların varlığı sizi insanlıktan çıkartıyor.
sevdiğimiz şarkılardan bir taneciği,
öyle
bazen insan başına geleceği bilir. çekeceği mide ağrısını, sancımayı; söz yitimini.
öyle ki bazen insan yemeden içmeden kesilir. gidecek yeri olmamasını, başka hiçbir yere sığınamayacağını, artık hiç huzur bulamayacağını.
öyle ki bazen insan yok olmayı ister. aptal bir umuda sığınarak çıktığı yolculukta istenmemeyi, reddedilmeyi.
öyle ki bazen insan çaresizdir. yağmurun altında. sıcak evlerinde insanlar, hayatın köşesinde.
öyle ki bazen insan anlaşılmayacağını bilir. yanlış anlaşılacağını ya da anlaşılmak istenilmeyeceğini.
öyle ki bazen insan, aslında olduğu şey olmayabilir. insan artıkları kaplar dört bir yanı.
öyle ki bazen insan ağlayabilir. kendinden bile utanır gözyaşları, kaçacak yer aranır, yere atarlar kendilerini.
öyle ki bazen insan ne yapacağını bilmeyebilir. bir dost avuntusuna hasret, saçma bir bekleyişe dönüşebilir.
öyle ki bazen insan fark eder. geride bir şey kalmadığını insana dair.
öyle ki bazen söz biter. tüm dünya biter seslerle. çığlık çığlığa insandan geriye kalan ziyan olur gecede…*
fakat bu.
amin!
okuldan dijital istiyorlar ve resmen dijital fotoğraf aleti alacağım,
Akıntılarla taşınan, dalgaların elinde oradan oraya savrulan, okyanusun olanca gücüyle akıllara durgunluk veren mesafelere çekelenmiş denizanası, gelgitin dipsiz kuyusunda sürüklenir. Işığın parıltısını geçirir ve karanlığı içine alır. Herhangi bir yerden herhangi bir yere -çünkü denizin derinliklerinde pusula yoktur, daha yakın ve daha uzak, daha yüksek ve daha alçak vardır yalnızca- taşınan, savrulan, çekelenen denizanası öylece asılı kalır ve salınır; aynı hükümdarlığındaki denizde gündelik dirimin uçsuz bucaksız nabzı atarken, onun nabzı belli belirsiz ve hızlıdır içinde. Öylece asılı kalan, salınan, nabız gibi atan bu en savunmasız ve güçsüz yaratığın en büyük silahı, varlığını, seyrini ve iradesini ellerine emanet ettiği o koca okyanusun gazabı ve kudretidir.
Ama buracıkta o inatçı anakaralar yükselir. Çakıllı sığlıklar ve sarp kayalar suyu delerek çırçıplak dışarı uğrar; ölümcül ışığın ve istikrarsızlığın yaşam idamesine elverişsiz o kurak, korkunç mekanına taşar. İşte artık, artık akıntılar aldatır, dalgalarsa ihanet eder, kayayla ve havayla çarpışmak için yaygaracı köpüklerle atılıp sonsuz döngülerini kırarak, kırılarak…
Her şeyiyle denizin sürüklenmesinden olma bu yaratık, gün ışığının kupkuru kumlarında ne yapar? Ya akıl ne yapar her sabah uyandığında?
Ursula K. Le Guin | Rüyaların Öte Yakası


















bir yorum yazın