bekliyorum.

bekliyorum.

içimdeki kalemli gelsin diye.

Reklamlar
Görsel

New Post

Akşam çok uzun bir süre sonra geldi. Yolda. Kanlıca’ya yol alırken. Beyaz’a gidiyordum. Yoğurdun beyazına. Kanlıca yoğurdunun. Ya da pudra şekerinin beyazına. Bir ara bu yollardan ne çok geçtiğimi anımsadım. Kamburmuşum gibi. Kendimi gördüm. Kamburmuşum gibi. İnsan başka insanın yanında kamburlaşabilen canlı. Akşamdan önce işten ayrıldım. Ayrıldım bence. Yol kenarında ki herkesin suya atladığını düşündüm. Arının. Arınması gereken ne çok insan var. Bazen gözlerimi kaçıyorum. Yalan. Bazen değil. Gözlerimi çok kaçırıyorum. Gittiğim yerlerde kediler var. Evde her gün beni bekleyen bir kedi var. Beni bekleyen biri. Hayvan. Gelince ilgi bekleyen. Seni koklayan. İyi ruh halinde isen oyun bekleyen. Yorgun isen senden önce yatağa giren. Mutsuz isen sana dokunan bir kedi. Hayvan.  Bunu derinlemesine yazmalı. Beyaz’ı da. Pudra şekerinin beyazını. Kedi parmaklarımı izliyor.

02:30 da taksideyim. Az önce. 28 dk önce. Alkol almıyorum. Ama sersemim. Alkollü arkadaşlarımda gözlediğim durumdayım. Evimi tarif ediyorum. Düz git. Uykum yok. Ama sersemim. Bu akşam çok üşüdüm. İki mısra boyunca gidiyor. Taksi iki mısra boyunca gidiyor.

Sol.

Sağ.

Sağ.

Yol ayrımı. Sol. Yol ayrımından sol.

Odama doğru yol alıyorum. Odamı seviyorum. Geçen haftaki değişimden sonra daha çok. Bir şeyleri atmanın, yerine yeni bir şeyler koymanın rahatlığı. Odama doğru yol alıyorum. Taksiciyle konuşamıyorum.

Soldaki.

Soldaki site. Konuşamıyorum. Kapıyı yavaş kapatınız yazıyor. Yavaş kapatıyorum. Çok yavaş. Kapanmadı. Tekrar.

Odam. Kitap kokusuyla sigara kokusu karıştı. Az sigara içtiğim gün alıyorum bu kokuyu, bir yabancı gibi. Bugün almıyorum. Sahi 1 yıl oldu sigara içeli ve ondan önceki yıllar için yemekten sonra ne yapmışım? Beklerken ne yapmışım? Sıkılınca nasıl rahatlamışım? Migrenimi nasıl atlatmışım? diye soruyorum. Ben sorunca kulağım kanıyor.

Bazen bazı insanlara; niçin çukura girdin, diye sormak istiyorum. Aslında bazen değil. Kendini açık çukura atmanın ne demek olduğunu hiç anlamadım. Bilmiyorum.

Perşembeden önceki gündü. Geçen hafta. Nişantaşı’nda bir butikte tanıştım Tuğba hanımla. Nurra, diye tanıştırıldığımız zaman fakatnurrabuderinbirtutku mu, dedi. Flickr’ımı ve Blog sayfamı beğenerek takip ediyormuş. Bir şey yazmıyorsun demesi üzerine geldim. Bal rengi saçları olan bayan için…

New Post

Ara Güler

Fotoğrafın çok büyük bir gücü var. Ama insanlar fotoğrafa bakmıyorlar. Hayata bakmayan fotoğrafta ne görsün? Ben, insanlar baksın da etkilensin diye fotoğraf çekmiyorum. Gördüğümü çekiyorum. Kimisi görüyor. Kimisi görmüyor.

Benim tiyatro ve sinema ile içli dışlı olmam fotoğrafçılığı getirdi. Bir ağaca baktığında onu odun olarak görenlerden değilim, ağacın yeşilini görürüm, kokusunu duyarım, yaşadığını hissederim.

Fotoğrafçılık hastalık gibi bir şey, kanser. Hastalıktır kurtulamaz, sonra insan ızdırap çeker. Bir kere bu bir kültür olayıdır. Fotoğraf, dünyadaki sanat olayları, hepsi bir kültür olayıdır. Bizimkiler işin bu tarafı ile uğraşmıyorlar. Ama kültür nedir; adamın yaşama sistemi yok ki. Mesela hayatın tadını anlamak, hayatta her şeyi anlamak ondan da bir mana çıkarmaktır. Kitap okumak, sinemaya gitmek, bütün bunlar oluyor da bunların birikimi senin kafanda ne bırakıyor. Çünkü sen aslında bir şeyi görüyorsun mesela şuradan bir şey geçiyor yok ne filan, eğer sen kompozisyon bulmazsan kati surete kompozisyon yapamayacaksın. Kompozisyon uygun olacak. O kompozisyon nereden uygun olacak; resim görmüş olacaksın, kompozisyon bileceksin falan filan.

Denklanşöre bastın, onu artık kayda geçirdiğin andır. Sende resim kafanda hazırdır. Sen onu kaydetmek için denklanşöre basarsın. Şimdi fotoğraf makinesi orada devreye giriyor ki; hiç bir şey demek değilidir. Ben sana en iyi daktiloyu alsam en güzel romanı mı yazacaksın, değil mi? O zaman Mösyö Kodak en büyük fotoğrafçı olurdu dünyada. Çünkü bütün fotoğraf makineleri kodaktır. Olur mu? Olmadı işte, en büyük fotoğrafçı Eugene Smith’tir, Cartier Bresson’dur ama mösyö kodak değildir, Mösyö Ilford değildir. Önemli olan makine değil, arkasındaki adamdır. İyi fotoğrafçı dikiş makinesiyle de resim çeker. İyi bir makineyle iyi fotoğrafçı olmuyor, yani en iyi daktiloyu aldın diye büyük yazar olamazsın.

Kardeşim ben kendim için yaşıyorum, kendim için dünyaya bakıyorum, kendim için resim çekiyorum; bunlar insanlara faydalı olursa o kadar iyidir. İyi teşekkür ederiz de ben fotoğrafı kendim için çekiyorum. Elin bilmem nesi bakacak da bilmem ne diyecek diye, benim umurumda değil.

Ara Güler